“Beğendin mi evimi?” demişti Kerem, Aslı’nın ne düşündüğünü anlamış gibi.
“Aslına bakarsan güzel, temiz… ama biraz karanlık,” dedi ve perdeyi aralayarak içeri gün ışığını doldurdu.
Bir an durdu, etrafına yeniden bakındı. “Şimdi daha iyi. Ama çok sade bir ev. Ne bileyim… aile fotoğrafın bile yok. Neden?”
Sonra acı bir gülümsemeyle ekledi:
“Yoksa sen de benim gibi aileni mi hatırlamıyorsun?”
Kerem de o gülümsemeye benzer bir ifadeyle karşılık verdi. “Hayır, ailemi hatırlıyorum tabii ki. Ama ben biraz daha düz bir insanım. Duvarlara fotoğraf asmayı falan sevmem.”
Kısa bir duraksamadan sonra devam etti:
“Ayrıca bu kadar üzülme. Bir şeyleri unutmak için çabalayan milyonlarca insan var. Unutmak bazen hatırlamaktan iyidir.”
“Neredeyse sevineceğim hafızamı kaybettiğime,” dedi Aslı, başını iki yana sallayarak.
“İyi teselli veriyorsun ama inan, hiçbir şeyi hatırlamamak daha ürkütücü. Kendimle ilgili hiçbir şey bilmiyorum.”
“Doktor ne dedi sana?” diye sordu Kerem yumuşak bir sesle.
“Zamanla hatırlayacaksın. Kendine zaman vermen gerekiyor. Hem sana bir sır vereyim mi?”
Hafifçe gülümsedi.
“Bazen ben bile kendimi tanıyamıyorum. Senin o darbeden sonra tanımaman çok normal.”
Kerem yine Aslı’yı gülümsetmeyi başarmıştı. Bundan cesaret alarak devam etti. “Bak Aslı, kendine yeni bir hayat kurmak isteyen, her şeyi sıfırlamak isteyen ne kadar insan var biliyor musun? Resmen çoğu insanın hayalini yaşıyorsun şu an.”
“Kerem, sen ne kadar tuhaf birisin,” dedi Aslı.
“En dipteki bir insana bile sanki çok güzel bir şey yaşıyormuş hissi verebiliyorsun.”
“Tanımaya benden başlaman da ilginç doğrusu,” dedi Kerem.
“Hem de kendinden bile önce.”
“E birlikte yaşayacağım bir insanı tanımaya çalışmam kadar normal bir şey yok bence.”
“Bakkaldan ekmek almak kadar normal yani?” dedi Kerem, göz kırparak.
“Bak bak, benim lafımla beni mi vuruyorsunuz Kerem Bey?”
“Bir cümlenin içinde üç kere ‘bak’ dediğinin farkında mısın Aslı?”
“Hı? Bu da ne alaka?” dedi Aslı gülerek.
“Ne tuhafsın sen ya. Ben seni tanımaya çalışmaktan vazgeçtim, bu bir anda çok zor geldi gözüme.”
“Buna sevindim işte,” dedi Kerem.
“Önce kendini tanı ki, sonra bana da tanıt… gamzeli.”
“Adım Aslı değil miydi?” dedi Aslı kaşlarını kaldırarak.
“Şimdi de gamzeli mi oldum? Böyle yaparsan adıma alışamam ki.”
Bu kez Aslı, Kerem’i güldürmüştü.
“Ama sen hiç hasta gibi durmuyorsun,” dedi Kerem.
“Sağdan ikinci odada bir dolap var. Aç, sana göre kıyafetler bulacaksın. Yanındaki odada da banyo var. İstersen duşunu al, sonra orada güzelce uyu. Her ne kadar beni bile gömecek kadar dinç dursan da tam iyileşmedin. Dinlenmen lazım.”
Aslı’nın gözleri yine kocaman olmuştu. Bir süre Kerem’e baktıktan sonra merakına yenildi. “Kerem… senin sevgilin mi var?”
“Yok,” dedi Kerem kısa bir cevapla.
“Neden sordun?”
“Peki benim giyeceğim kıyafetler kimin?”
Bu soru Aslı için ne kadar normalse, Kerem için o kadar hassas bir yerdi. “Onlar… kız kardeşimindi,” diyebildi güçlükle.
“Aaa, nerede peki?” dedi Aslı saf bir merakla.
“Belki çok iyi anlaşırız. Kıyafetlerini giyeceğim için kızar mı acaba?”
Kerem yutkundu. “Belki bunların hepsi olabilirdi,” dedi kısık bir sesle.
Sonra ekledi:
“O yaşasaydı…