Kafede Aslı’nın durumunu az çok herkes biliyordu ve işin garibi erkekler ona üzülse de kızlar ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordu. Kerem gibi biriyle aynı evde yaşamak için hafızalarını kaybetmeleri onlar için çok da büyük bir şey değildi. Adeta Aslı’nın ballı olduğunu düşünüyorlardı. Tabi bu sebepten dolayı, biraz da kıskanıyorlardı. Bu yüzden Aslı’nın beklediği gibi sıcak bir karşılama olmuştu. Ama bu sadece Kerem yanlarından ayrılana kadar devam etmişti. Neyse ki içlerinden bir tanesi, diğerleri gibi değildi. Sıcak, sevecen bir kızdı Aylin ve Aslı’nın durumunu, büyük bir içtenlikle hissediyordu. Ona yardım etmenin, garip bir yolunu bulmuştu. Aylin Aslı’ya garsonluk yapmayı teklif etmişti. Kafa dağıtmak için, en iyi şeyin, çalışmak olduğunu düşünüyordu.
Kerem’e sorduğunda, o da Aslı isterse tabi ki de izin verdiğini söylemişti. Aylin şef garsondu. Ama yine de Kerem’e danışmadan, böyle bir şey yapmanın uygun olmadığını düşündüğü için, izin almıştı. Aslı bu duruma sevinmişti. Hem işe yaradığını hissediyordu böylelikle hem kafası dağılıyordu hem de Kerem’e karşı borçlu hissettiği için, kendini, bir yandan da bunu ödüyor gibi hissediyordu ve bu his de kendini iyi hissetmesini sağlıyordu. Biraz güzelliği, biraz da sevecenliği sayesinde, birçok müşteri çekmeyi başarmıştı Aslı. Hem Aslı’nın mutluluğu hem de müşterilerin yoğunlaşması Kerem ve Aylin’in, birbirine bakıp, gülümsemesine sebep olmuştu. Gözleriyle anlaşmışlardı resmen. Diğer garson kızlar da kıskançlıklarını ve sinir oluşlarını birbirlerine bakarak hissettiriyorlardı. Günün sonunda Aylin’in fikri sayesinde üçü de çok mutluydu ve bugünü kutlamak istiyorlardı. Bunun için de üçü konsere gittiler ve doyasıya şarkı söyleyip eğlendiler. Aslı’nın şarkıları hatırlamaması bile sorun olmadı. Çünkü şarkıların nakaratını, hemen ezberleyip, eşlik edebiliyordu. Aslı Aylin’le çok kısa sürede, çok iyi anlaşıp arkadaş olmuştu bile. Zaten Aslı’yı sevmemek için, onu sadece kıskanmak gerekirdi. Aylin de böyle hisleri içinde barındırmayacak kadar iyi bir kızdı. Geceyi böyle tamamlayan üç genç, gülüş cümbüş evlere dağılmıştı. Böyle hüzünlü başlayan bir günün, böylesine neşeli biteceğini kimse tahmin etmemişti.
Eve geldiklerinde, çok coştukları için çok terlemişlerdi ve ikisi de birbirine bakıp, banyoya doğru koştu. “Önce ben” deyip gülerek. Tam Kerem girecekken, minyonluğunu kullanan Aslı Kerem’in kolunun altından geçerek, girmeyi başarmıştı.
Duşta bile öğrendiği şarkıları söylemeye devam ediyordu. O kadar eğlenmişti ki konserden, hayatında ilk defa yapıyor gibiydi. Geçmişi hatırlamadığı için ona öyle geliyordu tabi. O şarkı söylerken, Kerem de onun müthiş sesini dinliyordu. Kendi kendine “Bu kadar mükemmel olman hiç adil değil Aslı. Diğer kızlara hak vermek lazım. Onların yerinde olsam, sanırım ben de kıskanırdım bu kızı. Bir şeyi de kötü yap be kızım” diyordu. Sesinden o kadar etkilenmişti ki, banyonun kapısının önüne çökmüş, Aslı’yı dinliyordu. O kadar kendini kaptırmıştı ki Aslı’nın banyosunun bittiğini bile fark etmemişti. Aslı’nın kapıyı açmasıyla Kerem’in içeri düşmesi bir olmuştu. Aslı kahkahalarına hâkim olamamıştı. Bir yandan da Kerem’i kaldırmaya çalışırken, ıslak zeminde kayıp kendi de düşmüştü. Beraber kalkmaya çabalayıp, gülmeye devam etmişlerdi.
Sonrasında her şey sakinleşmiş, ikisi de oturma odasında oturuyorlardı. Kerem birden Aslı’ya doğru dönüp;
“Aslı ya… Senden bir şey rica edebilir miyim?” dedi.
Aslı hiç düşünmeden yanıt verdi.
“Tabi ki. Ne istersen, söyle.”
“Ya sen banyodayken, şarkı söylüyordun. Ben de kulak misafiri oldum da çok güzel bir sesin var. Ben de uzun zamandır bizim kafede canlı müzik düzenlemeyi düşünüyordum. Diyorum ki zaten müşteriler seni çok sevdi. Ama artık garsonluk yerine şarkı mı söylesen?”
Aslı şok olmuştu. Hiç böyle bir teklif beklemiyordu.
“Yani Kerem, ben duşta şarkı söylüyorum kendi kendime. Evet ama senin dinlediğini bilsem, orda bile söyleyemezdim herhalde ki o kadar insanın karşısında hayatta söyleyemem. Çok utanırım.”
“Utanılacak bir şey yok ki bunda Aslı. Hem biliyorsun şu zamana kadar hiçbir şey istemedim senden. İlk defa bir şey istiyorum. Kırma beni.”
“Kerem inan seni kırmak, isteyeceğim son şey bile olamaz. Ama ya kimse beğenmezse ne olacak? Korkuyorum.”
“Ben bile beğendiysem, emin ol herkes beğenir. Ben de seni cesaretli bir şey sanırdım. Yapma böyle. Bak bir gün çık, kimse beğenmezse söz bir daha çıkmazsın. Tamam mı?”
“Bu kadar mı eminsin herkesin beğeneceğine ya?”
“Evet, eminim tabii. Ben sana, senin sesine ve müşterilerimin zevkine güveniyorum. Keşke sen de biraz kendine güvensen.”
“Tamam ya tamam. Kabul ediyorum. Ama bak sözünü unutma. Müşterilerden bir kişi bile beğenmezse, bir daha çıkmam.”
“İşte bu be! Benim Aslı’m bu!” deyip o an ki coşkuyla birden Aslı’ya sarılmıştı Kerem. Aslı önce şok oldu ama Kerem onu o kadar sıkı sarmıştı ki geri çekilme gibi bir lüksü yoktu. O da Kerem’e sarıldı. Birkaç saniye sonra Kerem, kendine gelip geri çekildi.
“Kusura bakma ya. Birden sevincimi bastıramadım.”
“Bu çok saçma olurdu zaten. Bence insan duygularını bastırmamalı. Hele ki o duygu sevinçse.”
“Bazen o kadar güzel konuşuyorsun ki hafızasını kaybetmiş biri için bunun fazla olduğunu düşünüyorum.”
“Ben hafızamı kaybettim Kerem, aklımı değil” deyip gülmüştü Aslı. Yanağındaki çukur, gözlerindeki ışık güneş gibi Kerem’in içini ısıtıyordu. O da Aslı’nın gülüşüne karşılık verip, gülmeye başladı.