Herkes karşısındaydı ama biri tam yanında duruyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde canlı müzik bitmiş herkes üzerini değiştirmeye soyunma odasına geçmişti. Hararetli bir konuşma vardı soyunma odasında. Ceyda konuyu açmıştı;
“Ya bu Aslı denen kızda ne var anlamıyorum. Hayır sesi de güzel değil ki. Yanılıyor muyum?”
Tuğba atladı lafa hemen. Zaten içten içe sinir oluyordu bu duruma. Böyle bir şey bekliyormuş gibi, bir saniye bile beklemeden cevap verdi Ceyda’ya.
“Aynen ya. Ayıp olmasa o şarkı söylerken kulaklık takacağım.”
“Kerem Bey anında kapının önüne koyar seni. Malum Aslı Hanım onun göz bebeği.”
Selin de olaya dahil oldu.
“Sorma o da ayrı mevzu zaten. O kadar itici bir kız, Kerem Bey’e nasıl çekici gelebilir anlamıyorum.”
Tuğba karıştı lafa;
“Acaba gerçekten sevgililer mi ya?”
Ceyda;
“Sarıldıklarını sen gördün ya. Ayrıca görmüyor musun, Kerem Bey nasıl davranıyor ona. Biz külkedisi o prenses resmen. Zaten aynı evde de kalıyorlar. Ateşle barut yan yana durur mu hiç? Kesin aralarında bir şey var kesin.”
Selin;
“Yani yoksa nasıl bu kadar Kerem Bey’i parmağında oynatabilir ki?”
Kızlar bunları konuşurken, Aslı bütün hepsini kapının önünde şok olmuş bir şekilde dinliyordu. Daha fazla dayanamayıp içeri girdi. O içeri girince hepsi susmuştu. Hepsinin kafasında aynı soru işareti vardı. “Acaba Aslı duydu mu?” Aslı onların bu soru işaretini yok etmek için vakit kaybetmemişti.
“Neden sustunuz ben gelince? Ne güzel konuşuyordunuz arkamızdan. Pardon daha doğrusu sallıyordunuz." Bir an yutkundu, nefes alışı sıklaşmıştı. "Ne kadar iğrenç insanlarsınız siz ya! Ne yaptım ben size buraya geldim geleli de bana bu kadar içinizde kin biriktirdiniz? Hadi beni sevmediniz. Belki beni tanımıyorsunuz ve önyargı yapıyorsunuz. Bu da çok iğrenç ama en iğrenci ne biliyor musunuz, size bir gün dahi kötü davranmayan, sizi asla külkedisi olarak görmeyen, size bir kere bile sesini yükseltmeyen, paranızı bir gün geçirmeden veren patronunuz Kerem için düşündükleriniz. Umarım kalbinizin ekmeğini yersiniz.”
Ceyda' nın dudağı yukarı doğru kıvrıldı, Aslı’ya dönüp;
“Ne yani siz şimdi sevgili değil misiniz? Bize burda maval okuma Aslı!”
Aslı’nın sesi cılız çıkmıştı.
“Çok merak ediyorsanız söyleyeyim. Biz Kerem’le sevgili falan değiliz. Sadece benim yaşadığım kötü şeylerde bana yardımcı olan, düştüğüm kuyudan beni çıkarmak için yardım elini uzatan muhteşem bir insan. İnsanların acısını, neler düşündüğünü, neler hissettiğini bilmeden öyle yorumlar yapıyorsunuz ki… Bir kere benim yerime koydunuz mu kendinizi?" Gözleri dolmuş ama akmasını istemediği için bir an duraksamıştı. "Ben annemi, babamı, ailemi hatta kendimi bile hatırlamıyorum be! Bunun nasıl bir his olduğunu bir kere düşündünüz mü? Ama bu zor olan değil mi? Siz en kolay yolu seçerek beni gömmek istediniz. Ama ben ölmedim, sadece ölümden döndüm. Bir daha beni gömmeye kalkmayın!” deyip fevri bir şekilde gitmek için arkasını döndüğünde, arkasında duran Kerem’i görmesi bir olmuştu.
“Kerem…” diyebildi Aslı sadece ani bir şokla.
Herkesin gözleri an itibariyle faltaşı gibi açılmıştı. Kerem’in gözlerinden ise ateşler fışkırdığını herkes görebiliyordu. Nihayet Kerem’in ağzından kelimeler dökülmüştü.
“Aslı sen git, arabada bekle beni.” Aslı'nın sesi bir fısıltı gibi çıkmıştı.
“Kerem sen de gel.”
Kerem Aslı’ya dönüp kaşlarını çattı;
“Aslı git dedim sana. Dediğimi yap, lütfen.” sesi sert çıkmıştı.
Aslı ilk defa Kerem’i böyle görüyordu. Biraz da bunun etkisiyle “Tamam” deyip gitti. Dışarda onu bekliyordu ama aklı içerdeydi.
Bu sırada Kerem patlamak üzere olan bir barut olduğunu belli etmemek için zor tutuyordu kendini.
“Bakın kızlar, benim hakkımda ve Aslı hakkında ne konuştuysanız hepsini duydum. Siz benim çalışanımsınız ve ben size bu zamana kadar bunu hiç hissettirmedim. Hep arkadaşınız gibi oldum. Ama görüyorum ki çok yanlış yapmışım. Siz arkadaş olunacak insanlar değilsiniz. Bundan sonra ben sizin sadece patronunuzum. He bu arada bir daha arkamızdan konuşur ya da Aslı’yı üzecek tek bir şey yaparsanız, patronunuz da olmam. Anlaşıldı mı?”
Herkes donup kalmıştı. Kerem’i ilk defa böyle görüyorlardı. Kimseden ses çıkmayınca sorusunu yineledi Kerem. Fakat bu sefer daha gür bir ses tonuyla;
“Anlaşıldı mı?”
Hepsi tek ağızdan “Anlaşıldı” dediler.
“Umarım” deyip bir rüzgar gibi çıktı odadan.
Onun çıkmasıyla herkes bir ohh çekmişti. Kerem’in geldiğini gören Aslı da öyle. Arabaya bindiler. Aslı bir şey sorarsa onu da tersler diye çekindiğinden bir şey diyemiyordu. Malum ilk defa Kerem’i öfkeli görüyordu ve bu durumda nasıl olacağını kestiremiyordu. Aslı bunları düşünürken, Kerem Aslı’ya döndü ve şefkat dolu bakışlarla;
“Üzülme sen tamam mı? Onların içleri kötü. Bence seni kıskanıyorlar.”
Son cümlesinden sonra ikisi de güldüler. Aslı şaşırmıştı. Kerem’in bu kadar sakinleşeceğini tahmin etmemişti. O kadar şeyden sonra yine Aslı’yı gülümsetmeyi başarmıştı. Aslı birden;
“Ne konuştunuz?” diye sordu.
“Boş ver bir şeyler konuştuk işte. Sadece şunu bil Aslı, sen sahipsiz değilsin. Seni asla kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim. Seni üzen, üzmeye cesaret edebilen de bugünkü gibi beni görür karşısında.”
Aslı’nın Kerem’in sözleri karşısında gözleri dolmuştu. Kerem görmesin diye kafasını çevirdi. Kerem bunu fark edince Aslı’nın çenesini tutup, nazikçe kendine doğru döndürdü.
“Heyy! Bütün bunları senin gözünde yaş, kalbinde sis görmemek için yaptım. Bana tam tersini verme, lütfen.” Aslı’nın gözünden bir yaş süzülürken yüzünde bir gülümseme belirdi.
“Ya şapşal! Bunlar mutluluktan. Kerem ben hayatım hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama öyle hissediyorum ki kalbim daha önce böyle bir sevgiyi böyle bir sahip çıkılmayı hiç hissetmedi. İyi ki varsın.”
Sözlerini bitirdikten sonra Kerem’e sarıldı. Kerem de ona sarıldı. Her sarılmalarında bir tık daha sıkı sarılıyorlardı. Her geçen gün kuvvetlenen bir bağın işaretiydi bu. İkisinin de hayatı bir hafıza kaybı sayesinde tamamen değişmişti. O gece Aslı geçmişini değil, ait olduğu yeri buldu..