Kerem endişelerini bir çırpıda söyleyivermişti. Sanki içinde bugünden beri tuttukları, artık içine sığmamıştı.
“Kerem beni ilk bulduğunda “Ben sana nasıl güveneyim? Seni tanımıyorum bile” dediğimde bana ne demiştin hatırlıyor musun? “Yanlış düşünüyorsun, şu anda tek tanıdığın kişi benim” demiştin. Benim hala tek tanıdığım, tek güvendiğim kişi sensin. Hafızam geri gelirse de bu cümle şöyle değişecek. “En güvendiğim kişi sensin.” Bundan eminim ve insan ne olursa olsun, en güvendiği kişiyi bırakamaz. Dersen ki “Yeter artık git. Bıktım senden” anca öyle giderim. Onun dışında benden kurtuluşun yok, hiç heveslenme.”
Aslı’nın bu dedikleri ikisini de güldürmüştü. Kerem fırsat kaybetmeyip, cevap verdi hemen Aslı’ya.
“Ben mi diyeceğim sana “Yeter artık” falan diye? Anca rüyanda görürsün. Görürsen de inanma he. Hemen kendini uyandır bir şekilde. “Bu bir rüya, gerçek olamaz asla” diye.”
Bu yaşadıkları en zor gündü. Ama yine de birbirlerini güldürmeyi başarmışlardı.
Eve geçtiklerinde Aslı, gergin bir şekilde evde dolaşıyordu. Ateş’in dedikleri de kafasında sürekli dolaşıyordu. Sadece bu değil, aklında birçok soru vardı. Neden kaza yaptıkları, ailesi, Ateş’le neler yaşadıkları… Bütün bunların cevabı Ateş’teydi. Ama onu hiç hatırlamıyordu. Ona ne kadar güvenebilirdi ki? “Zamanında güvenmişsin ki nişanlanmışsın!” dedi kendi kendine. Kerem’le konuşup konuşmamayı geçirdi aklından. Kerem’le dertleşmek her defasında ona kendini iyi hissettirmişti. Ama bu defa yapamıyordu. Kerem’le bu konuda konuştuğunda nedenini bilmediği bir sebepten, kendini gergin hissediyordu. Bu yüzden odasına gidip, bu sefer kendi beynindekilerle kendisi savaşmayı seçmişti. Kerem de aynı şekilde gergin olduğu için o da Aslı’nın üstüne gitmeyip, kendi odasına gitme kararı aldı. İkisi de birbirlerine uyuyacaklarını söylemişlerdi. Ama ikisinin de uyuyamayacağı aşikardı.
Aslı odasına sanki ilk defa gelmiş gibi bakıyordu. Bu odaya ilk geldiği günden, hatta kaza olduğu günden sonrasını tek tek düşünmeye başlamıştı. Gözünden önünden adeta bir film şeridi gibi geçiyordu. Yaşamı hep bu kazadan sonrasıymış gibi düşünmüştü. Ama kazadan önce de bir hayatı vardı. Bu gerçek bugün Ateş’in ortaya çıkmasıyla tokat gibi vurmuştu yüzüne. İlk zamanlar, kazadan öncesini çok düşünüyordu. Fakat Kerem’in ona sunduğu hayatı o kadar sevmişti, o kadar mutluydu ki bir yerden sonra her şeyi akışına bırakmıştı. Eli istemsizce komidinin çekmecesine uzandı. Kerem’le kaza yerinde buldukları kolyeyi bir çırpıda çıkarıverdi. Kolyenin üzerindeki şekilleri inceledi. Ateş ve su damlası olan kolye, şimdi daha da anlamlanmıştı. Bu kolyeyi ona Ateş almış olmalıydı. Gerçekten Ateş’e aşıksa neden onu gördüğünde hiçbir şey hissetmemişti. Hafızasının kaybolması kalbindeki hisleri de yok edebilir miydi ki? Aslı kafasındaki bu sorularla mücadele ederken, bir yandan da Kerem’i düşünüyordu. Kerem’i kaybedeceğini hissediyordu ve bu ona acı veriyordu. Oysa ki Kerem’in onu o istemedikçe bırakmayacağını iyi biliyordu. Kafası çok karışmıştı. Bir yandan önceden nişanlısını olduğunu söyleyen Ateş, bir yandan yeni hayatının ilk gününden beri onun yanında olan ve ona hep destek veren Kerem. Ne yapacağını bilmiyordu. Ama şunu iyi biliyordu ki gerçeklerden asla kaçamazdı. Ateş’e her şeyi sormak istiyordu. Bir yandan ailesini de merak ediyordu. Artık kimsesiz değildi. Ateş’le konuşup, ailesiyle görüşmek istediğini söyleyecekti. Bunu istediğinden emindi. Aslı bütün bunları düşünürken yan odada aynı sıkıntıların farklı tonunu yaşayan biri vardı. Kerem…
Kerem’in Aslı’yı kaybetme korkusu, Aslı’nın Kerem’i kaybetme korkusuyla yarışır cinstendi. Aylardır her anını paylaştığı Aslı’sının, başka birinin Damla’sı olduğunu öğrenmek Kerem için çok sarsıcı olmuştu. Kerem hiç böyle hayal etmemişti. Ara ara aklına geliyordu ama kendini her seferinde bir şekilde kandırıyordu. Belki de korktuğu şey başına gelmişti. Şimdi ne olacağını kafasında kura kura uykuya dalmıştı. Ama sık sık Aslı’nın onun elinden kayıp, ondan uzaklaştığını gördüğü kabuslarla gecesi zehir olmuştu.
Nihayet sabah olmuştu. İkisinin de en zor gecelerinden biriydi. Sabah Aslı ve Kerem bir araya geldiklerinde ikisinin de gözlerinin morluğundan ve çökmesinden hiç de sağlıklı bir uyku uyuyamadıkları çok belliydi. Akıllarından “O da hiç uyumamış” diye geçse de bunu dillendirmediler. Derin sessizliği Kerem bozdu.
“Kahvaltı?” diye sordu Aslı’ya.
“Onun yerine bir kahve içmeliyim” diye cevap verdi Aslı. Bu cevap Kerem’i eskilere götürmüştü. Aslı’nın ona “Kahvaltıdan önce kahve içmemelisin” dediği günlere. Zaten hüzünlüydü. Aslı’nın bu söylemini duyunca daha da hüzünlendi. Aslı fark etmemiş olacak ki devam etti söze;
“Sen yapmak ister misin kahvaltı?” diye sordu.
Aslında Kerem’in de Aslı gibi hiç iştahı yoktu bugün.
“Sanırım benim de yaptığın kahveye ihtiyacım var” dedi.
Aslı zaten biliyordu Kerem’in de kahve içmek isteyeceğini. Bu geçirdikleri süre boyunca, birbirlerini çok iyi tanımışlardı.
“Kahveniz hazır Bayım” diye uzattı kahveyi Aslı. Ortamdaki buzları eritmeye çalışıyordu. Serin rüzgarlara yine de engel olamamıştı ama. Konuyu Kerem açtı;
“Bu konuda çok düşündüğün gözlerinden belli. Ne yapmayı düşünüyorsun Aslı?”
Eli istemsizce gözlerine uzanan Aslı, yorgunluğunun bu kadar belli olduğunu fark etmemişti. Kerem’e;
“Evet, gece çok düşündüm. Bugün önce psikoloğumla görüşmeyi düşünüyorum. Sonrasında Ateş’le görüşeceğim. Kafamın içindeki soruların bütün cevapları onda. Ben yokken kafeye gelirse, numaramı verirsin olur mu?”
Kerem başını onaylarcasına sallamakla yetinmişti. Konuşma bittikten sonra Kerem Aslı’yı psikoloğa götürüp, ordan da kafeye geçmişti.
Kapının önünde Ateş’i görünce, çok şaşırmıştı. Anlaşılan tek uyuyamayan Aslı ve Kerem değildi.