Ateş gitmişti. Kerem’le Aslı nihayet baş başalardı. Birbirlerine bakıyorlardı ama ikisi de ne diyeceğini bilmiyordu. Ne diyeceklerini, nerden başlayacaklarını… Bugün öğrendikleri her şey, ikisi için de sindirilmesi gereken şeylerdi. Anlaşmışlar gibi sessizliği beraber bozdular.
Kerem
“Bir ailen varmış bak. Bir de “yalnızım yalnızım” diyordun” derken
Aslı da;
“Ben bugün eve gitsem, çıkmasam canlı müziğe?”
Aynı anda konuşunca istemsizce gülümsediler birbirlerine.
“Tamam git dinlen. İşlerimi bitirip ben de gelirim” diyebildi Kerem. Aslı ise kafa sallayıp çıktı odadan. Eve gidiş yolunda kulaklığını taktı. Bugün şarkı söylemek değil şarkı dinlemek istiyordu. Hep kendini bulmak istediğini, her şeyi hatırlamak istediğini söyler dururdu. Şimdi ise bir şeyler hatırlamaktan korkuyordu. Zaten zihni Kerem’le anılarından başka bir şeyi barındırmadığından hep Kerem’le ilgili anılar geliyordu aklına. Kazadan sonra sadece Kerem onun yanındaydı. Kerem içindeki, hayatındaki boşluğu öyle doldurmuştu ki Ateş’in gelmesiyle Aslı, Ateş’i hayatının neresine sığdıracağını şaşırmıştı. Sanki Kerem’in varlığı o kadar büyüktü ki hayatına başka kimseyi alamıyordu. Almak da istiyor muydu emin değildi. Bir şeyden emindi ki hiçbir şey yapmak istemiyordu. Bugün ki terapisinde psikoloğu “Gerçeklerle, herkesle yüzleşmelisin” demişti. Ateş’le yüzleşmişti ama Kerem’le nasıl yüzleşecekti hiç bilmiyordu. Ne olacaktı şimdi? Ateş’le nişanlıydı ama Ateş’e bir şey hissetmediği yetmiyormuş gibi Kerem’i her gördüğünde hatta Kerem her aklına geldiğinde kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kerem’in onu ilk bulduğunda dediği şeyi hatırladı. "Unutmak bazen hatırlamaktan daha iyidir." O zaman saçma gelse de şimdi daha iyi anlıyordu. Aslı’nın her şeyi unutması, Kerem’le tanışmasına sebep olmuştu. Şimdiyse bir şeyleri hatırlamaktan korkar olmuştu. Düşüncelerinin içinden sıyrıldığında koskoca yolu yürüyerek bitirdiğini fark etmişti. Evinin önündeydi. “Evinin” aslında başka bir yerde farklı bir evinin olduğu aklına gelmişti. Ama bu eve ait hissediyordu kendisini. Bir an için ailesine ihanet ediyormuş gibi hissetti böyle düşünerek. Ama onları da hatırlayamıyordu. Her şeye karşı nötrdü, Kerem hariç. Uzun zaman kabullenememişti ama Kerem’e tutulduğunu artık kendisinden saklayamıyordu. Anahtarla kapıyı açtığında “Akıl unutur ama kalp unutmaz” dedi ve gülümsedi. Kerem bugün hep susmuştu. Sadece bir laf etmişti ama Ateş’in o kadar lafından sonra Kerem’in tek lafı aklına takılmıştı. “Ne yapacağım şimdi?” diye iç geçirip kendini yatağına bıraktı. “Acaba Kerem ne yapıyor?” diye geçti aklından. Yarım saat sağa sola döndükten sonra kendini uykuya teslim etti.
Bu sırada Kerem de kafede müşterilerle ilgileniyordu. Yanına Aylin geldi.
“Hadi ama kafanı dağıtmaya çalışmak için bu kadar da çalışmamalısın patron. Bünye alışkın değil bak düşer kalırsın bir yerde.”
Kerem’in yüzü düşmüştü. “O kadar mı belli oluyor?” dedi.
“Gel şurda konuşalım” diye Aylin onu kafenin bahçe kısmına çıkarmıştı. Bir masaya otururken “Hem biraz temiz hava almak iyi gelir” diye ekledi.
“Sağ ol Aylin.”
“Açılamadan geldi değil mi o adam? Neyin nesi kimin fesiymiş bu adam?” diye sordu Kerem’e.
“İnanamayacaksın ama Aslı’nın nişanlısıymış. Benim aşık olduğum kızın nişanlısı varmış Aylin.”
Aylin şaşırmıştı ama bozuntuya vermek Kerem’i üzmek istemiyordu.
“Yapma şöyle, sanki Aslı biliyormuş da saklıyormuş gibi davranma lütfen. Kızın ne suçu var? Senin ne suçun var? İkinizde bilmiyordunuz sonuçta. Ayrıca aranızda vicdan azabı gerektirecek bir durum da olmadı, öyle değil mi?” dedi. Bunu sorarken sınırı aştım mı acaba diye düşünmeden de edemedi. Kerem;
“Daha ne olsun Aylin ya! Aşık oldum ben bu kıza. Şimdi ne olacak?” Sorusuna kendi cevap vermişti. “Ne olacak ben sana söyleyeyim. Yarın bir gün Aslı ailesiyle görüşecek. Onlar da Aslı’yı Ateş’e daha da itecekler. Aslı’nın kafası karışacak. Yapması gerekenin onunla evlenmek olduğunu düşünüp belki de o herifle evlenecek. Beni de nikah şahidi yaparlar belki de he ne dersin? Sonuçta ben kurtardım ya Aslı’yı. Adamın nişanlısını kurtardım. Sonra da ellerimle gelin edip ona veririm. Artık beni de nikah şahidi yaparlar değil mi? O kadar emeğim var sonuçta.”
Kerem bütün içinde ki duyguları bir çırpıda söylemişti. Aylin ise üzgün gözlerle ona bakıyordu. Kerem’in ne kadar yara aldığını çok iyi görebiliyordu.
“Bak Kerem, daha önce nişanlıydılar diye o adamla evlenmek zorunda değil herhalde değil mi Aslı? O adama karşı bir şey hissederse ancak evlenir. Seni mi onu mu sevdiğine de kendi karar verecek artık. Ona bir şey yapamayız.”
“Aylin, bugün Aslı Ateş’e sana karşı bir şey hissetmiyorum dedi biliyor musun?”
“Eee daha ne işte kız kendi ağzıyla söylemiş.”
“Ama beni sevip sevmediğini de bilmiyoruz ki. Bana karşı çok iyi ama bu minnetten dolayı da olabilir. Bilmiyorum. Hem hafızası geri gelirse, tekrar ona aşık olduğunu hatırlarsa? Bir görsen çocuk öyle şeyler anlattı ki; Aslı bunu dişi sinekten bile kıskanıyormuş falan. Beni kimseden kıskanmadı ki hiç.”
“Aslı mı dişi sinekten bile kıskanıyormuş? Hiç Aslı’nın yapabileceği şeyler gibi gelmedi bana. Hem kıskanmışsa da mutlaka geçerli sebepleri vardır. Yani karşı taraf onu kıskandıracak bir şeyler yapmıştır mutlaka. Sen Aslı’yı kıskandıracak bir şey yapmıyorsun ki seni kıskansın.”
“Yapsam kıskanır mı ki?”
Kerem bu soruyu sorarken, Aylin kendini gülümsemekten alıkoyamamıştı.
“İlahi Kerem ya. Tek sorun bu mu yani? İyi dene gör o zaman.”
“Ben Aslı’yı kimle kıskandıracağım ki? Kimle görse kıskanır beni?”
Aylin gözlerini kısmış, dudaklarını üste doğru kıvırmıştı.
“Bilemiyorum. Orasını da sen düşün.”
“Kim olabilir? Kim olabilir? Buldum sen! Senle deneyelim. Böyle bir şeyi ancak senden isteyebilirim.”
Aylin'in gözleri büyümüştü şaşkınlıktan.
“Yok, ben yapamam Kerem ya. Hem Aslı benim de arkadaşım. Hem inanmaz bir kere böyle bir şeye.”
Kerem adeta yalvaran gözlerle Aylin’e bakıyordu.
“Ya ne olacak sanki? Eğer kıskanırsa uzatmayız, söz. Sonra da yanlış anladın der geçiştiririz.”
“Ay, yok olmaz Kerem ya. Hem sana da bana da güvenir o. Ya kıskanmazsa seni sevmiyor sonucunu mu çıkaracağız bundan?”
“Kıskandıracak şeyler yaparız biz de. Ne olur… Bak 40 yılda 1 bir şey istedim senden. Geri çevirme, lütfen.”
“Of Kerem ya! Bu aşk seni çocuklaştırdı he. Ne bu böyle lisede miyiz?”
“Of be kızım. Aşkın yaşı mı olur? Sen hiç aşık olmadın mı? Niye beni hiç anlamıyorsun?”
Aşk deyince bir yutkundu Aylin. Sonra devam etti.
“Aşık oldum. Ama böyle saçma sapan şeyler yapmadım ben hiç. Oturdum efendi efendi sevdim bir kenarda. Bu işler benlik değil Kerem ya.”
“Öyle aşk mı olurmuş. Otobüs mü bekliyorsun? Kenarda efendi efendi beklenir mi hiç?”
“Çok biliyorsun sen. Sen niye kaç aydır açılamıyorsun o zaman kıza he? Böyle saçma saçma oyunlara kalkışıyorsun?”
“Böyle bir durumda nasıl açılayım Aylin ya. Kızı iyice köşeye mi sıkıştırayım? Biliyorsun sen de. Bu olaylar olmasa açılacaktım. Daha ne kadar yalvaracağım kabul etmen için? Hadi ya kırma kaç senelik arkadaşını.”
“Of! Tamam Kerem tamam. Ama bak anlaştığımız gibi, abartmak yok. Tadında bırakacağız. Ben Aslı’yla aramı açmak istemiyorum.”
“Heyt be işte gerçek dost. Sen var ya bir tanesin be kızım. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. İstersen hemen maaşına zam yapayım he?”
“Rüşvet kabul etmiyorum canım. Teşekkürler. Hatır karşılığı yapıyorum.”