Her şey M.Ö. 700'lü yıllarda başladı.
Transilvanya / Volterra
Vampirler, yüzyıllardır insan oğlunun gözlerinden uzak, hayvan kanıyla beslenerek karanlığın derinliklerinde bir gölge gibi sinerek, insanların gözünden uzak, unutulmuş mezarlıkların altına gizlenmiş eski, taş, soğuk ve çatlak duvarları olan şehirlerde yaşıyorlardı. Ama zaman değişmişti. Vampir ırkı yükselişe geçti, şehirler büyümüş, ışık karanlığı bastırmıştı. Vampirler, zar zor buldukları hayvan kanını artık temin edemiyorlardı. Yalnızca bedeni tutan kanda son demlerini yaşıyordu; ruhu çürütüyordu.
Açlık, sinsice büyüdü. Önce dişler karardı. Sonra bakışlar. Sonra zihinler.
Ama artık yaşamak, sadece saklanmakla mümkün değildi.
Kan bulamayanlar gün geçtikçe yok oldu; bazıları çıldırdı, bazıları kendini öldürdü. Ve o an geldi.
Ve sonra… İlk kırılma yaşandı.
Bir vampir, kendi ölü kardeşinin mezarını kazdı.
Henüz gençti. Açlık, ne yaptığını idrak etmesine izin vermiyordu. Tırnaklarıyla buz gibi soğuk toprağı parçaladı, solgun cesedi çıkardı. Bedeni kokuyordu ama kanı hâlâ diriydi ve genç vampir tereddüt etmeden kendi ırkının kanını içti.
Ve o ilk damla, onu başka bir şeye dönüştürdü.
Kan onu doyurdu.
Ama doyurmakla kalmadı.
Değiştirdi.
Gözleri alev gibi parladı, damarlarında dolaşan ölümle birlikte başka bir şeye dönüştü.
Artık yalnızca ölüleri istemiyordu. Yaşayanları da istiyordu.
Kendi halkına yöneldi. Sessiz gece labirent gibi koridorlarında gölgelerden fırlayıp boğazlara yapıştı. Dişleriyle şah damarlarını parçalayıp geçti. Kendi halkını avladı.
Vampirler korktu. Kendi türlerinden ilk kez korktular. İlk kez gece, onlar için de güvende değildi.
Bazıları genç vampirin peşine düşerken, bazıları onun arkasında toplandı. Genç vampir artık yalnız değildi. Aç kalan başka vampirler de onu izledi. Yeni bir çağın başladığını, hayvan kanıyla köleleşen halkın silkelenmesi gerektiğini savundular.
Vampirler ilk kez birbirine diş geçirdi. O günden sonra hiçbir gece eskisi kadar sessiz olmadı.
“Şimdi gerçek gücümüzü hatırlayalım.” dediler.
Ve vampirler, birbirlerinin kanlarını kurutmaya başladılar.
Taş şehirlerin karanlık tünellerinden çığlıklar yükseldi. Kan, duvarlara kadar sıçradı. Sokaklarda artık sadece kurbanların değil, avcıların da parçaları vardı.
İsyandan 1 ay sonra
Tahtın yegâne varisi…
Markus.
Zekâsıyla olduğu kadar acımasızlığıyla da anılan bu genç vampir, kanlı ayaklanmanın ortasında bile soğukkanlılığını yitirmemişti. Ama artık sabrı tükenmişti. Halkının, kendi elleriyle birbirini boğazlamasına daha fazla göz yummayacaktı.
Bir karar aldı.
Volterra'nın kalbindeki taş meydan, yüzyıllardır ilk defa bu kadar vampiri bir arada görüyordu. Gölgeler bile geri çekilmişti. Suskunluk, bir lanet gibi havaya sinmişti. Onu görmek isteyen yüzlerce, belki binlerce vampir başlarını kaldırmış, kırmızı gözlerle aynı noktaya mühürlenmişti.
Markus ağır ve kararlı adımlarla, şehrin en yüksek noktasına, volkanik taşlardan oluşan keskin kenarlı bir kayanın üzerine çıktı. Pelerininin koyu kırmızısı geceyle bütünleşmişti. Her adımı yankı yapıyor, zemine bastığında
taşlar inliyordu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı ama bu bir sıcaklık değil, bir uyarıydı.
Dilini yavaşça sivri dişlerinin arasından geçirdi. Açlıkla değil, hâkimiyetin soğuk bilgeliğiyle.
Göğüs kasları nefesle alarak biraz daha şişlendi; ciğerleri gecenin keskin havasını içine çekti.
"Halkım, ben ilerideki kralınız Markus. Buraya sizleri ben çağırmadım. Kan çağırdı. Ölüm çağırdı. Ve ben buna son vermeye geldim."
Sesi o kadar heybetliydi ki, kulaklarda hafif bir çınlama sesi bırakıyordu.
"Biraz sonra gün ışığı yeryüzüne ulaşacak. Her zaman gün ışığından kaçtık; sürekli olarak bu koca bir yalanmış. O sefil, aciz, mide bulandırıcı insanlar rahatça gezebilsin diye uydurulmuş koca bir yalan.
O rezil insanlar rahatça gezerken gölgelerin arkasına sığındık. Uyanın! Ama ondan önce yapmam gereken bir uyarı var: Saf kanlar gün ışığına dayanabilir ama melezler, sizler gün ışığına karşı koyamazsınız." Sesi o taş şehirde bir çan gibi çarptı: Gözleri birer mezar taşı gibiydi; içlerine bakmaya cesaret edenler geçmişlerini hatırladı.
“Bizler ölümsüzüz... Ama onurumuzla yaşamadıktan sonra, bu neye yarar?”
Bakışlarını kalabalığın içinde gezdirdi. Bazı yüzler pişmanlıkla yere eğildi, bazıları korkuyla geri çekildi.
Gün ışığı sıcak yüzünü gösterdi, yavaş yavaş yeryüzünü bir örtü gibi kaplamaya başladı. Markus dışındaki bütün vampirler, gün ışığına değmeyecek yerlere fare gibi kaçışmaya başladılar.
Markus kahkahalarla izledi.
"Korkaklar!"
Gün ışığı Markus'un üzerine yavaş yavaş yayıldı. İki kolunu da yanlara doğru açarak gökyüzüne doğru kükrercesine haykırdı.
"Hadi, beni de yaksana!"
Bir kahkaha daha attı.
"Sizlere demiştim, bu koca bir yalandan başka bir şey değil. Ya karanlığın efendisi oluruz... Ya da onun kölesi, seçim sizin.”
Saf kan genç bir kız vampir
Doğduğu günden beri karanlık onun evi, gölgeler onun örtüsüydü.
Güneş, yalnızca masallarda geçen bir cehennemdi.
Dokunduğunda yakan, gösterdiğinde yok eden...
Ama şimdi, Markus’un kelimeleri aklında yankılanırken, yüzyıllardır içinden çıkmadığı o karanlıkta bir çatlak oluşmuştu.
"Ya karanlığın efendisi oluruz... Ya da onun kölesi."
Bu sözler, genç kızın beyninde bastırılmış gücü bir kıvılcım harekete geçirdi.
O bir saf kandı asil, temiz, soylu. Ama o soyluluk bir zincir gibi vurulmuştu hayvanlardan farksız hallerine baktı.
İlk kez özgürlük düşüncesi eski üstün ırk oluşları için bir ışıktı
Ve ilk kez… Güneşe bakmak istedi.
Yavaşça elini kaldırdı. zayıf Parmakları hafifçe titriyordu.
Gökyüzünden süzülen altın ışık, ellerine dokunmak üzereydi.
Karanlık kaçtı, ışık yaklaştı.
Bir an, yanarak öleceğini düşündü.
Ama olmadı.
Yanmadı.
Sadece... Hissetti.
Sıcaklık.
Hafif bir batma. Sonra huzurlu bir karıncalanma. Tüyler ürperten bir güzellik. Hayatında ilk kez hissettiği bir şey: ışığın sevgisi. Gözleri kocaman açıldı. Bu kadarını tahmin edemezdi bedende, sanki bir şey hareket etti. Daha önce hiç var olmayan bir istek doğdu içinde:
Bir adım attı.
Titrek, ürkek, ama kararlı. Ayağı, güneşin ısıttığı toprak zemine bastı.
Tüm vampir halkı onun bu hareketini izliyordu. Bazıları hayretle, bazıları korkuyla geri çekildi. Ama o geri adım atmadı.
Saf kan bir vampir. İlk kez ışığa yürüdü.
Ve o anda, bir efsane doğdu. Karanlığın bile unutamayacağı bir an.
Markus kızı dört gözle izliyordu.
Saf kan olan kız, bütün cesaretini topladı, bütün vücudunu gün ışığına çıkarttı, gözlerini korkudan sıkıca kapattı. Birkaç saniyenin ardından bir şey olmadığını fark edince sevinçten bir kahkaha attı.
"HahaHAha, Markus doğru söylüyormuş, gün ışığında yaşayabiliyorum."
Bunu gören diğer saf kanlar da cesarete geldi. Markus, istediğini elde etmenin gururunu yaşıyordu. Başka bir saf kan güneş ışığına çıktı; o da güneşin yaydığı sıcak ışıktan etkilenmedi.
Fakat halk arasında başka gözler de vardı. Karışık kanlı, melez bir erkek çocuk. Ne tam bir vampir, ne de başka bir şeydi. İki dünyanın arasında sıkışıp kalmış bir varlık. Doğduğu günden beri öteki olarak görülmüş, kralın buyruğuyla "güneşe çıkmaları yasaklanmış" melezlerden biri.
Ama o da Markus’un sözlerini duymuştu. “Ya karanlığın efendisi oluruz... ya da onun kölesi.”
Melez çocuk başını kaldırdı. Gözlerinde bir parıltı, dudaklarında çatlamış bir umut vardı. Saf kan kızın güneş altında durduğunu görünce, o da yürümeye başladı. Markus'un "melezler çıkamaz" cümlesini umursamadan kendinden emin adımlar attı. Kimse onu durduramadı. Kimse konuşmadı. Küçük adımlarla, güneşe doğru ilerledi.
Markus döndü. Sert ve keskin bir sesle haykırdı: “Melezler çıkamaz! Bu yasa senin için kondu!”
Ama çocuk durmadı. Bir adım daha attı. Ve bir anda... alev aldı.
Teninden dumanlar yükseldi. Derisi çatladı. Çığlığı meydanı doldurdu.
"AaaaaAAhhHHhh!"
Dizlerinin üzerine çöktü. Gözleri güneşe değil, Markus’a kilitlendi. Ona meydan okuyan, yanarken bile yanan bir bakışla…
Vampir halkı, bu korkunç manzarayı nefes bile almadan izliyordu. Çığlığı, taş duvarlarda yankılandı… Ve sonra, sustu.
Bir ceset bile kalmadı. Sadece yanık toprak, eriyen zeminden yükselen keskin koku… Ve kırık bir sessizlik.
Markus, öfkeyle elini kaldırdı ve yere indirdi. Güneş ışığındaki yeri işaret etti.
Gözlerini kalabalığın üzerinde gezdirdi. Her bakış birer ok gibiydi.
"Sizlere açıkça anlattım, o salaklığının cefasını çekti. Ama bizlere bir bakın, ben üstün bir ırkım, vampirim; sizler de öylesiniz. Benimle yetersiz olan insan oğluyla savaşmaya gelecek saf kanlar, zaman kaybetmeden hazırlığa başlayın hemen. Ve geriye kalan melezler ve korkak gibi savaşmak istemeyen saf kanlar burada kalıp şehrimizi koruyacaksınız. Bizlerse size zaferle birlikte istediğiniz kadar kan getireceğiz."
#1191 en Fantasía
#677 en Personajes sobrenaturales
#1685 en Otros
#307 en Acción
Editado: 23.01.2026