Aldon, kilisenin içinde, mezarların arasında yürürken bir yandan da kısık bir sesle sayıklıyordu: "Armand, neredeysen çabuk çık, sana ihtiyacımız var." Ancak hiçbir yanıt gelmiyordu; yalnızca kendi sesi, soğuk ve çatlak mezar taşlarına çarparak uğultulu bir yankı halinde kulaklarına doluyordu. Aldon umudunu yavaş yavaş yitirmek üzereyken, son bir çabayla "Armand, Markus'un sana ihtiyacı var!" dedi. O an, zaten soğuk olan kilise buz kesildi; sanki mekan dile gelmiş de Aldon'a cevap veriyor gibiydi. Tam o sırada, en sondaki en büyük mezarın yanında alev gibi parlayan bir çift kırmızı göz belirdi; ölümün soğukluğunu taşıyan, amansız gözler.
Aldon korkudan geriye doğru sendeleyerek bir adım attı. Titrek bir sesle sordu: "Sen Armand mısın?"
Alev gibi parlayan gözler ileriye doğru bir adım attı; ardından sinsi bir gülüş duyuldu. Bir adım daha derken, o gölge ansızın Aldon'un başucunda belirdi. Onu süzerek elini Aldon'un şah damarına yerleştirdi: "Diyelim ki Armand'ım veya değilim... Bu, senin şah damarını parçalayıp kanının son damlasına kadar içtiğimde, ölümünü zevkle izlememi değiştirir mi?"
Aldon zar zor yutkunarak, kararlı bir sesle konuştu: "Markus'un size ihtiyacı var. Onu zindandan kurtardıktan sonra beni öldürebilirsiniz."
Sinsi gülüş tekrar yükseldi ve imalı bir ton havada asılı kaldı: "Peki ya yanıldıysan? Ben Armand değilsem ve kralın sadık bir adamıysam?"
O an Aldon nefesini dahi tuttu; gerçekten de böyle bir olasılık var mıydı? Etraf alaycı bir gülüşle yankılandı: "Ahahah, eğlenceli birisin! Korkmana gerek yok; ne kralın adamıyım ne de Armand'ım. Ama Armand'ın en yakınındaki savaş arkadaşıyım. O beni buraya gönderdi, kendisi bir süre ortalarda olamayacak. Onun yerine Markus'u zindandan ben çıkaracağım. Sana bütün planı anlatmıştır; yapman gereken tek şey bizden olan bir şifacıyla birlikte hızlıca kaleye dönmek. Hatta şu an Markus zindandan çıkmış, sığınağa gidiyordur. Ve sen... Sakın bir hata yapma, sakın!"
Tam o sırada kilisenin kapısı yavaşça aralandı ve içeriye ay ışığının soluk huzmeleri süzüldü. Ardından elinde eski bir bez çanta tutan yaşlı adam göründü: "Efendim haberi aldım, hizmet etmek için her zaman hazırım."
Aldon şaşkınlık içinde bakıyordu. Bu kadar kısa sürede nasıl haberleşmişlerdi, bu plan ne ara yapılmıştı? Aklı bir türlü almıyordu.
Gizemli adam bakışlarını Aldon’a kenetleyerek başını sağ tarafa hafifçe eğdi; saçından birkaç tutam alnına düşerken dudaklarından şu kelimeler döküldü: "Hmmm, demek Markus’un ilk görüşte güvendiği Aldon sensin. Ben de Martin. Şimdi beklemeden bu şifacıyla kaleye dön; kısa süre sonra seninle tekrar karşılaşacağız, o zaman beni tanımaya hak kazanacaksın." Sesi hem rahatlatıcıydı hem de ölümün soğukluğu kadar ürpertici. Aldon bir an duraksadı; "Tam olarak tanımak nasıl olur?" diye soracakken Martin daha hızlı davranıp sağ elini havaya kaldırdı. İşaret parmağını hayır anlamında sallarken fısıldadı: "Şşşş, konuşarak vakit harcama, hemen kaleye gidin!"
Aldon itiraz etmeden, hızlı adımlarla şifacı ile birlikte kiliseden çıktı. Kaleye giden orman yolunun çamurlu zeminine her adım atışında, yüreğinde bir korku filizleniyordu. Sonra nedensiz bir şekilde rüzgâr şiddetini artırdı; gök yarılmışçasına sel misali damlaları yeryüzüne indiriyordu. O an, zehir gibi bir his beynine doldu; bu his, ölüm duygusunun ta kendisiydi. Aldon’un omurgasından aşağıya bir ürperti inerken ensesindeki tüyler diken diken oldu. Zamanın farkına varmamıştı ama çoktan kalenin gökyüzüne inatla uzanan devasa, soğuk duvarlarının önündeydi. Derin bir nefes alarak zaman kaybetmeden kaleden içeri girdi ve meşalelerin aydınlattığı labirent gibi koridorlarda ilerledi.
Markus’un olduğu zindana geldiklerinde, parmaklıklı kapı çoktan açılmıştı. Nöbet bekleyen muhafız ise zindanın önünde baygın yatıyordu. Şifacı başını sallayarak, "Tam da istediğimiz gibi, başka muhafız da yok. Plana sadık kalalım, hadi!" dedi. Aldon başını onaylarcasına sallarken hızla koridorlarda koşmaya ve "Markus yok!" diye bağırmaya başladı. Şifacı ise sese koşan muhafızlara, "Acele edin, Markus yok!" deyince askerler korkuyla önce zindana baktılar. İki tanesi baygın muhafızı kollarından tutup getirirken, diğerleri hızla krala haber verdi.
Kralın emriyle bir grup arama ekibi Markus’u bulmak için kaleden çıkarken; firarı bildiren Aldon ve şifacı, muhafızlar eşliğinde taht odasına çağrıldı. O sırada çoktan ayılmış olan baygın muhafız, panik ve korkunun harmanlandığı bir duyguyla Aldon’un geldiğini görünce sevindi: "Kralım, anlattığım gibi işte şahidim olan genç muhafız!" Kral, muhafıza sus emri verircesine elini havaya kaldırdı; o an muhafızın dudakları birbirine mühürlendi. Kral ise Aldon ve şifacıya bakarak, "Gelin," dedi. İleriye doğru bir adım attıklarında kral, muhafaza kararlı bir sesle komut verdi: "Tekrardan anlat!"
Muhafız yutkunarak, "Kralım, Markus’a bir şeyler olduğunu görünce," diyerek eliyle Aldon’u hedef gösterdi. "Genç muhafızın kendisini çağırdım ve kendisi de şifacı getirmeye gittiğini söyledi. Bir süre sonra bir koku aldım; duman kokusu... Tam Markus’un zindanına girecekken Markus bana alaycı bir kahkaha atarak el salladı. Anlayamadım ilk başta, sonra başım dönmeye başladı, gözüm karardı ve kendimi yerde buldum. Sonrası, burada uyandım."
Muhafızın gözleri korkuyla titrerken kral, eliyle Aldon’a konuşması için işaret verdi. Aldon saygıyla eğilerek, "Kralım," diye söze girdi. "Doğrudur, ben o şifacıyı getirmeye gitmiştim ve getirdim. Ama ondan öncesi, bu muhafız Markus’a bir şey yaptı. Kan gördüm, çok azdı ama vardı ve Markus o kanı eline alarak muhafızın omuzuna dokundurdu. Ben yardım etmeye çalıştığını sandım. Şifacıyla geri geldiğimde ise Markus yoktu; sadece taze kan kokusu vardı ve veliahdımız maalesef... Ama ben inanıyorum ki onu da bu muhafız yaptı."
Muhafız panikle itiraz etti: "Yalan, iftira! Omuzuma dokunan sendin, bana tuzak kurdun!"
Kral kükrercesine, "İzin almadan konuşmaya nasıl cesaret edersin?" dedi. Muhafız yerin dibine girercesine başını eğmiş, krala bakmasa bile gözlerini kaçırıyordu. Kral konuşmasına devam etti: "Ve sen şifacı, bir adım öne çık ve anlat."
Şifacı, yılların yorgunluğunu taşıyan uzun hırka ceketinin iki ucunu birleştirerek bir adım öne çıktı: "Evet efendim, genç muhafızın anlattıklarının hepsi doğru. Haddime değil ama genç muhafızın, veliahdımızın diğer muhafızın omuzuna kendi kanını sürdüğünü söylemesi... Bakalım asil kan olup olmadığı belli olur, belki de veliahdımız bize bir işaret bırakma amaçlı yapmıştır. Eğer değilse, siz cezamızı belirlersiniz."
Kral elini sakalına daldırarak, "Haklı olabilirsin şifacı ama bu doğru bile olsa sizi aklamaz. Ben masumiyetinizden emin olana kadar gözetlenecek, gerekirse zindana atılacaksınız," sesindeki ciddiyet son kararı vermişti. Şifacı ve Aldon saygı duyar şekilde başlarını hafifçe öne eğdi.
Şifacı eski yerine giderken kral, diğer muhafızın yanına doğru tahttan inerek birkaç adım attı. Küçümseyici bakışlarıyla muhafızı esir alırken işaret parmağını ağzına götürerek ıslattı ve muhafızın sağ omuzundaki kurumuş kana işaret parmağını sürttü. Muhafız istemsiz bir titreme ve yutkunmayla ne kadar korktuğunu açıkça gösteriyordu. Kral kanın yeterince parmağına bulaştığını görünce tekrardan parmağını ağzına attı ve anında gözleri irileşti. Herkesin duyabileceği bir sesle, "Evet bu asil kan," dedi.
Ama fazlası vardı ve bunu şimdilik tek bilen kişi kraldı. Nöbetçilere bakarak, "Bunu zindana atın," sesi her saniye ölüm kadar soğuyordu. Muhafız yalvarmadı, direnmedi; biliyordu ki faydasızdı, karar çoktan verilmişti ve değişmeyecekti.
Kral ise tahtına yerleşmiş, düşünceler denizine dalmadan önce herkesi taht odasından kovmuştu. Tek başına koca odada tahttan kalkarak volta atmaya başladı. "Nasıl olur, nasıl?" Eliyle sertçe duvarları yumruklarken bakışlarına bir gölge düştü. "Şimdilik bir tek ben biliyorum, peki Armand öğrenirse?" Yumrukları taş duvarları parçalayacak kadar sertleşince ansızın durdu. "Ya da bu bir fırsatsa? Hem Markus’un beni affetmesi hem de insanlarla bir barış... Peki Markus bunu kabul eder mi? Etmek zorunda, nedenini öğrenince mecbur kalacak, başka çaresi yok."
Kral delirmenin o ince çizgisinde yürüyordu: "Güç Markus’un gözlerini kör edebilir. Hem insan hem de vampir ırkını yok edip kendi başına bir ırk yaratırsa her şey, her şey mümkün. Yine de ne olursa olsun, insanların elinde bizim olanı alabilir. Bir umut parçası bile olsa denemeliyiz."
#1191 en Fantasía
#677 en Personajes sobrenaturales
#1685 en Otros
#307 en Acción
Editado: 23.01.2026